Kapat
Giriş Yap
GAU Network etki alanından hesabınızda oturum açın.
Kaydınız yok mu? Şimdi Kaydolun !
Giriş Yap :  
Kullanıcı Adı : Kullanıcı adımı unuttum
Şifre : Şifremi Unuttum
Üye değil misiniz? Şimdi kaydolun!
Kullancı Adı : GAU Web Mail  
Adım Soyadım :
E-Mail Adresim :
Kayıt Ol : GAU Web Mail  
E-Mail Adresiniz :
Adınız Soyadınız :
Kayıt Ol : GAU Öğenci Mail  
Öğrenci Numaranız :
Adınız Soyadınız :
Kayıt Ol : GAU Öğrenci Bilgi Sistemi  
E-Mail Adresiniz :
Adınız Soyadınız :
Kullanıcı Adı : GAU Öğrenci Bilgi Sistemi  
E-Mail Adresiniz :
Adınız Soyadınız :
Şifre : GAU Öğrenci Bilgi Sistemi  
E-Mail Adresiniz :
Öğrenci Numaranız :
Kullanıcı Adı : GAU Kütüphane  
E-Mail Adresiniz :
Öğrenci Numaranız :
Kayıt Ol : GAU Kütüphane  
E-Mail Adresiniz :
Öğrenci Numaranız :

SUÇLUYU TOPLUMDAN ALMAMIN MANASI YOK! 21. YÜZYILDA Kİ ADALET BUNU HEDEFLİYOR

Tarih: 30/03/2018

Girne Amerikan Üniversitesi (GAÜ) Hukuk Fakültesi tarafından düzenlenen “21. Yüzyılda Hukuku Yeniden Yapılandırma” konulu seminer düzenlendi.


GAÜ Hukuk fakültesi Dekanı Prof. Dr. Meltem Dikmen Caniklioğlu seminerin, hukuk kavramını netleştirmek ve 21. Yüzyılda nasıl bir hukuk sistemi istendiği konusunda erçekleştiğini belirtti. Caniklioğlu, “Hukukun temel sorununun, tüm insanlara mı hitap etmesi; yoksa uluslara mı hitap etmesidir? Bunu düşüncesi oldukça yoğundur” dedi.


GAÜ hukuk Fakültesi Akademisyeni Prof. Dr. Selma Çetiner ise konuşmasında, hukukun ve yargılamanın topluma etkisi aile mahkemeleri üzerinde ki etkisi  hakkında bilgi vererek, bu konuda uzun yıllar araştırma gerçekleştirdiğini, bir kanun teorisi çıkacağı zaman, üniversitelere haber verildiğini, konuyla ilgili tasarı sunulduğunu ve meclis hangi tasarıyı onaylarsa o yasa çıktığını söyledi. Çetiner, aile mahkemelerin kurulmasının, ülkeler arasında farklılık gösterdiğini ifade etti.


Doç. Dr. İkbal Sibel Safi konuşmasında, uluslararası  hukukta insan haklarının evrensel olması idealinde bunun kültürel farklılıklardan sosyal duruştan veya ideolojilerden ayrılma fikrinin ortada olduğunu belirterek, Uluslararası hukuk alanında  Yeni Zelanda ve Avustralya gibi mahkemelerde, mülteci statüsü verilirken; aynı sığınma başvurusuyla başka ülkelerde Birlekşik Krallıkta sığınma başvurusuna red cevabı verildiğini belirterek, yargıda bir tutarsızlık söyledi. Safi konuşmasının devamında;


“Çünkü hakimlerin gerekçesi burada o ülkenin 3. Dünya ülkesinin kültürüdür. Bununla ilgili bizim bir koruma yetimiz  yok anlamına gelecek şekilde kararlar verilir. Mülteci hukukunun çıkış noktası da budur zaten. Kişinin yaşama hakkını eğer devlet koruyamıyorsa, korumak istemiyorsa ve bu isteksizliğini gösteren tolere edici davranışları varsa, uluslararası hukukta mülteci sığınması vekil korumayla sağlanmalıdır. Kültürel relativist yaklaşımında ben özellikle bu çalışmamda Türkiye’den potansiyel mağdurların sığınma başvurularını incelemiştim. Avustralya ve Yeni Zelanda kararlarında Türkiye’de kurumsallaşmış bir sosyal normun varlığından, devletin; kişinin yaşam bütünlüğünü, yaşama hakkını korumak için yeterli yasaları çıkardığı ve ancak korumaya yeterliliği olmadığı. Çünkü Türkiye’de bu grup için kurumsallaşmış bir sosyal normun varlığı olduğu gerekçesinden hareketle bazı ülkelerde sığınma başvurularında kabul alınmıştı. Bu takım ülkelerde ise sığınma başvuruları Türkiye’den yapılan sığınma başvuruları red aldı. Çünkü Amerika’daki Yayla Çiçeği davası, Birleşik Krallık’taki Kır Çicek davasında kişiler belli bir sosyal gruplara aittiler. Bu kişiler devleti tarafından korunmak isteniyor çünkü; buna istekli olabileceği gerekli caydırıcı yasaları çıkarmıştır deniliyor. Oysa kurumsallaşmış sosyal normların dikkate alınmaması, yargıdaki içtihat bozukluklarına sebep olmaktadır. Bu sebepte potansiyel kurbanların az çarelerinin olduğunu düşünüyorum. Sadece ana vatanından zamanında kaçabilen insanların bu sığınma hakkına sahip olabildikleri ve yaşama haklarını koruyabilme imkanına sahip olabildikleri gerekçesiyle mülteci statüsünün bu kişilerin politik düşüncesi siyasi düşünce kriterini kullanarak verilmesi gerektiğini söylüyorum.


Yrd. Doç. Dr. Birol Saran ise avukatlık mesleğinden bahsettiği konuşmasında, mesleğin kamu hizmeti veren ve serbest meslek olduğunu belirterek, şuanda 44 binin üzerinde hukuk fakültesi öğrencisi olduğunu söyledi. Saran konuşmasının devamında ise;


“Mezunların büyük çoğunluğu büyük şehirlerde toplanacaktır. Bu açıdan baktığınızda çok yüksek oranda avukat yoğunlaşmasıyla karşılaşıcaz. Bunun sonucunda malesef ahlaki deformasyona kadar giden sıkıntılarla karşılaşıcaz. Bunun neticesinde benim kanatim bir sınav yapılması. Bu sınavın akabinde size verilecek belgelerle Türkiye’nin istediğiniz yerinde, istediğiniz baroya kayıt olabilmeniz. Hatta bir adım daha atmak gerekirse; bu sınavın 5-10 senede bir tekrarlanması. Bence mesleğimiz açısından önemlidir. Hukuk fakültesini bitirdikten sonra bilgini yerine oturmasını sağlayamayı ve uygulamaya dönük kararlarınızı alırken çok önemsemenizi öneriyorum” dedi.


Yrd. Doç. Dr. Özer İnci, iyi bir hukukçu, iyi iletişim kuran kişi olduğunu söylediği konuşmasında;


“Mağdur ve fail iletişim kursun. Birbirilerine, bu suçun neden işlendiğini, birbirilerinden bu suçun ne gibi etkileri olduğunu; birbirilerinin ne şekilde ihtiyaçlarının olduğunu ve bu ihtiyaçların kimlerin nasıl gidereceğini gerekirse bir profesyonel eşliğinde müzakere etsinler. Suçluyu toplumdan almamın manası yok. Oysa ki ona mağdurda yarattığı etkiyi gösterebilseniz, belki bir pişmanlık duyacak ve belki gerçekten o zaman ıslah olacak. İşte onarıcı dediğimiz 21. Yüzyıldaki adalet bunu hedefliyor.


Dr. Gonca Erol, Hukuku yeniden yapılandırmanın, toplumsal değişimden bahsetmek olduğunu belirterek, hukukun toplumu biçimlendirebileceğini ve bir yandan da hukuku biçimlendiren şeyinde toplumun kendisi olduğunu söyledi.


Av. Esra Ersoy ise konuşmasında, öznelerinin insan olduğunu belirterek, toplumun; değişen zamanlarında ihtiyaçları ve önceliklerininde değiştiğini söyledi. Ersoy devamında ise;


“Bizim için tanımlar önemli; tanımlayabileceğiz ki bir sistem kuracağız. Bu tanımları, mekanizmaları o denklem içinde bir yere oturtacağız. Öngörülebilirlik sağlayacağız. Ve bir uyum içerisinde bir harmoniye ulaşmayı hedefliyoruz. Ancak daha o tanımı oturtabilmiş değiliz. Sınav sistemini getiren diğer ülkelere bakacak olursak eğer, belli başlı amaçları vardır. Yarışan insan hakları kavramı doğru mudur? Ben neden nasıl öleceğime karar veremiyorum? Nasıl yaşamak istediğine 21. Yy insanı karar vermeli midir vermemeli midir? Bu görüşüme de Stephen Hawking’in görüşlerinden yola çıkarak geldim. Gelişen teknoloji ile Stephen Hawking iletişim kurabildi ve hatta evlenebildi. O zaman şimdi bizim amacımız topluma bir sistem kurmak, düzenlemek, adaleti tesis etmek ve öngörüleri kurmak olacaktır. Birey ve ihtiyaçları bu konuma gelmişken, hukuk nasıl yeniden yapılandırılabilir; ne konumda yapılandırılır ve hangi amaçlara öncelik vermelidir? Bu hukuk fakültesi öğrencileri ve genel olarak eğitim alan kişilerin yapması gerekendir” dedi.